İlginç bir başlık oldu biliyorum, ama eminim ki yazımı okuyup bitirdiğinizde ne demek istediğimi de anlatmış olacağım. İlgilenen olur, ilgilenmeyen olur boş yere okumuş olmayın; yazı benim genel olarak 24 saat içinde ne yaptığımı anlatacak.
İsterseniz en başından anlatmaya başlayayım.. Yani Cumartesi gününün sabahından.
Saat 6′da uyumayı başarabildiğim için, uyuma kısmımı da müsadenizle Cumartesi günü sabahına ekledim. (: Bu kısımda bir sorun yok aslında, normal uyuma saatlerim. Sorun olan kısım; bir gün öncesinden Halil’in “Laptop sende kalsın yarın alırım” demesi ve onun yarın kavramının, benim yarım kavramımla çatışması sonucu Halil’in 10′da kapıya dikilmesiydi. Yani cebren uyandırılmam, uykumu tam alamamam, günleri karıştırmam güne nasıl ters başladığımı ifade etmek de yeterli olmuştur umarım.
Akşam Türkiye 0 - 2 Portekiz maçının varlığı, ekibin bir araya geleceğini garantilese de: nerde ve ne zaman buluşulacağı belli değildi. Bu arada ben uyumaya çalışırken -biraz daha uyuyup uykumu alma girişimim- Halil’in diğer anlattıklarını, konuştuklarını bir kenara bıraktım;
“Kardeşim sen yat uyu ben ödevimi yaparım şurda.” cümlesini 5-10 kez tekrarlaması üzerine uyuyamadım haliyle. (Bu arada o ödev ta 21:30 da bitti.)
Akşama kadar oyalandık. Önce Yasin, arkasından da Orçun geldi. Güzel güzel maçımızı izlemeye başladık. 1. golden sonra benim canım sıkıldı. Bilgisayarın başına geçtim.(En iyisini yapmışım.) Bu arada Halil kıvrıldığı kanepede uyuyakalmış. Yasin maçtan sonra ihale oynamaya heveslendiği için Halil’i uyandırmaya çalışsa da muvaffak olamadı. Haliyle onun da canı sıkıldı. (Bu Halil çok olmaya başlamıştı artık.) Aklıma bir fikir geldi. “Dışarı çıkalım hava alalım. Biraz! yürür geliriz” dedim. Biraz mırın kırın etseler de Yasin ve Orçun’u dışarı çıkmaya ikna ettim. Halil o sırada -bizim oraların tabiriyle- fosur fosur uyuyordu. Önce Dikimevi’ne doğru gidip köfte ekmek yiyelim dedim. Sonra aklıma Meşhur Oktay Usta‘nın az kuru az pilavı geldi. 40 yıllık lokanta, ve 24 saat kurufasülye var. (: Krufasulye, az pilav üstü kuru bir de cacık 4ytl. Sınırsız ekmek, kuru soğan. Üstüne çay. Daha ne olsun! (: Adresini merak edenler en aşağıya bakabilirler.
Kurufasulyelerimizi yeyip çıktığımızda saat 01:30 civarıydı. Hadi dedim. Mehmet Akif’in Parkına gidip oturalım. O sırada Yasin taksiye binip, bahçelievlerdeki internet cafede PES oynayalım dedi. Sonra biraz para sıkıntımız olduğu için maliyet hesabı yaptık. Taksi 10 ytl (ben bağlarım dedim), internet cafeye 15-20 ytl arası, sonra dönüş için gene taksi 10 ytl. Toplam 35-40 ytl. Orçun eve dönelim dedi. Ama ben şöyle azıcık İbni Sina Hastahanesine doğru yürüyelim, açılırız deyince geldi peşimizden.
Hastahaneye kadar yürüyüp ordan taksiye biner bahçeliye gideriz diye Yasin’i; Hastahaneye kadar yürüyüp geri eve döneriz diye Orçun’u kandırdıktan sonra, başladık yürümeye. Yolda ilginç espiriler, muhabbetler ettik. Fotoğraf çektik. Hastahanenin oraya vardığımızda 02:00 olmuştu ve biz yürümeye devam ediyorduk. Herkes anlamıştı. Bahçelievlere yürüyorduk. Kurufasulye etkisini göstermişti Yasin ve Orçun üzerinde. Benim zaten ihtiyacım yoktu. Her an, her yerde GAZA gelebilirim. Bir de “Kuru Gazına” gelsem maazallah. (:
02:30 civarlarında Korykos tantuniciye gelmiştik. Orda durup birer tane çay içtik müesseseden. (: Tantuniciye mutfakçı (bulaşıkçı) arıyorlarmış. Günlük 20ytl. 12 saat çalışma. Ama çok fazla işi yokmuş. Çay demleyecek, oraları temizliycek ve gelen tantuni tabaklarını -zira kaşık çatal yok- şöyle bir silecek. Nerde kalmıştım? Neyse çıktık ordan da. Saat 03:00 civarında internet cafeye gelmiştik. Ama bir sorun vardı, KAPALIYDI. ): Yasin yıkılmıştı. İbrahim abi ogün erken kapatmış. Dedik vardır bunda da bir hayır. Orçun’la zaten gelirken Hacı Bayram Veli Camisine gidelim diye birbirimizi gaza getirmiştik. Hadi dedik gidelim. Ama Halil’i de alalım. Çocuk yalnız başına evde. Bi de uyanmış korkmuş zaten, “bunlar nerde diye?”
Taksiciyle konuştum. 10 ytl onayladı. Yasin’le Orçun’a mahcup olmadım. Eve gittik. Halil filim izliyodu. Onu da kaldırdık abdestlerimizi aldık. Bu sırada biraz muhabbete dalınca sabah ezanı okundu. Hemen çıktık evden. Taksicilere sorduk “Bizi ne kadara götürürsünüz Hacı BAyram’a?” diye, birisi “5 verin yeter” dedi. Biz de onayladık.
5-10dk’da camiye vardık. Girdik hemen sünnetlerimizi kıldık. Kuran-ı Kerim Tilavetini dinledik. Hocanın sesinin maaşşallahı vardı. Sonra farzı kıldık, duamızı ettik. Kuş sesleri arasında camiden çıkarken elimize bir broşür tutuşturdular. Açık büfe kahvaltı, SINIRSIZ ÇAY. Sadece 6 ytl. Hemen oraya gitmeye karar verdik. Tabi pazarlıkla 5ytl olur diyoruz ki oldu da. (: Muhteşem bir ney taksimi eşliğinde kahvaltımızı yaptık. En önemlisi dükkanın sahipleri çok cana yakındı. Böyle müşterinin ağzına bakıyorlardı desem yalan olmaz. Hepimiz çok beğendik mekanı…
Sonra eve geldik. Yasin’le Orçun yatarken, Halil Rammstein konserini izliyordu. Ben de bu yazıyı yazmakla meşgulüm. Bir günümüz daha böyle gelip geçti işte. Rabbim sonumuzu hayretsin. AMİN.
Yasin arabasız en uzun mesafe rekorunu kırdı. Tebrik ediyoruz. (:
Meşhur Oktay Usta: Zekai Tahir Burak Kadın Sağlığı Eğitim ve Araştırma Hastahanesi Yanı
Talatpaşa Bulvarı Samanpazarı / ANKARA Kime sorsanız gösterirler. (:
Bugünün bize kattığı en büyük şey, Yasin’de araba olmadan ve ihale oynamadan da meğer gün geçiyormuş. Hacı Bayram Camiinin verdiği huzur ise her şeye bedeldi…
bence sıze kattıgı en buyuk sey..
benım varlıgımın basınıza neler actıgıymıs.. (:
ben olsaydım ıhale oynayabılırdık.. (:
haa bu arada geldim Ankara’dayım..
Sanırım biz daha çok rekor kıracaz bu gidişle… Ama ne olursa olsun arabam arabam diyorum başkada bişey demiyorum… Şaka bi yana gerçekten ilginç ama bi okadarda yorucu ama bi okadarda eğlenceli ama bi okadarda şansıma küstüğüm ama bi okadarda ruh halimizi düzelten bi geceydi ( bu amaları ve bi okadardaları uzatmak çok mümkün ama cılkını çıkartmayalım demi
)… Yüce Rabbim hep beraber daha fazla dostumla, kardeşimle böyle geceler geçirmeyi nasip etsin… AMİN…
Bu doğal gaza gelme olayı aklımda bu arada