Altay Öktem’den Mektup

1002 kez okunmuş

Az önce Penguen dergisinin eski sayılarından birinde okuduğum Altay Öktem yazısını sabahın ilk saatlerinde tekrar okumak gafletinde bulundum. Evet gaflet! Yavaş yavaş gelmekte olan uykumu alenen sopayla kovaladı bu yazı. Uykum gitti mi gider, tutana aşk olsun… Bu saatte okuyan olur mu bilmiyorum (aslında biliyorum) ama bence okuyunca sizin de uykunuzu biraz kovalar bu yazı. İşte o Mektup:

Rüyalarım beni yalancı çıkarmazsa bu yaz, olmadı bir dahaki sonbahar yanında olurum. Hiç konuşmam, sadece elimle yanağını okşarım.Okşarım ve çekip giderim istersen. Gecedir büyük olasılıkla. Gökyüzünde bir tek yıldız bile yoktur. Hafif bir rüzgar esiyordur ve uzaklarda bir iki minik ışık yanıp yanıp sönüyordur. Nedenini bilmiyorum; uzaklardaki ışıklar yanıp yanıp sönerler. Göz yanılgısı mıdır bu, fizik kuralı mıdır, yoksa özellikle mi öyle görürürüz? Yani bilinçaltımız yanıp yanıp sönmesini mi uygun bulmuştur ışıkların, bilemem. Ama bildiğim bir şey var; eğer rüyalarım beni yalancı çıkarmıyorsa geleceğim.
Çünkü insanda alışkanlık yaratan hiç bir şey gerçek değildir ve hiçbir AŞK yarım kalmaz. Kalamaz. Ölmeden önce, en geç ölmeden birkaç dakika önce tamamlanır. Ütopyalarsa gerçektir. Biz gerçeğin neresinden tutacağımızı bilemeyiz sadece. Bu ütopyanın değil, bizim suçumuzdur. Suç değil de hata diyelim. Çünkü herkes hata yapabilir, masum bir şeydir hata. Suç ise herkese göre değildir. Her babayiğidin harcı değildir yani.
Mesela her erkek, hayatının bir döneminde, en azından bir kadını öldürmüştür. Suç mudur bu? Suçsa, bu kadar doğal ve tekdüze bir suç, bu kadar pervasızca, umursamazca nasıl işlenir? Ölen bir ölü biçiminde devam eder yaşamaya. Öldüren suçluluk duygusundan değil, kendi hayatının daralan yerlerinden başlar sıkılmaya. Çünkü her öldürme eylemi, hayatın bir yerini daraltır. Kimisi öyle bir daraltır ki, öldüren sıkışır kalır orada, ölmekten beter olur! Ölenle ölünmez, evet! Ama öldürenle ölünür.

Kadınlar kendinden bir önceki kadını öldüren erkekleri sever. Her kadın acıya meyillidir. Acıyı çekmek için değil ama! Çünkü acı, çekilen ve çektirilen bir şey değildir ki. Çoğaltılan, yayılan, kazınan, kızıştıran, zevk veren, zevk verdirten, delirten, yırtan, yakan bir şeydir aynı zamanda. Acıyla şaka olmaz. Acıyı yakından tanıyan herkes, hele de ömrünün bir döneminde, en azından bir kadını öldürmeyi becerebilmişse, yazın, olmadı sonbaharda, aniden çıkabilir karşınıza.

Yazmak! böyle bir şey üstadım. Bizimki; “karalamak olsa gerek” derken bile korka-yazmak olsa gerek.

Comments (8)

[...] kaç diye sormayın! (: Hem kaçta yattığımı soruyor musunuz? Zira dün yazıp, okuduğum şu mektuptan sonra uyuyamadım [...]

aişeOcak 15th, 2009 at 9:48 pm

Bu mektubu okuyup dilim lâl oldu desem yeridir.
Başka kelama hacet bırakmayacak kadar muazzam.
Ama ben hangi sayısı penguenin ve mektup bu kadar mı merak ettim.
Ve anlaşılıyor ki bir kadını öldürmek bir erkeği büyütüyor ve tam anlamıyla büyüyen öldürülen kadın aslında…
vesselam..

bregmaOcak 16th, 2009 at 5:53 am

Öncelikle yorumun için teşekkür ederim aişe.
Mektup bu kadar değil aslında, sadece son paragrafını yazmadım. Şu an dergi elimde değil arkadaşlarımın evindeyim. 2007 yılına ait yanlış hatırlamıyorsam, yani baya bi eski. Yarın eve geçince tam olarak hangi sayı olduğunu buradan iletirim.

“Ve anlaşılıyor ki bir kadını öldürmek bir erkeği büyütüyor ve tam anlamıyla büyüyen öldürülen kadın aslında…”

Büyümek bir anlamda küçülmektir aslında.

aişeOcak 16th, 2009 at 3:23 pm

Büyümek bir anlamda küçülmektir aslında.

Hayır ben bu dediğinize katılmıyorum.Önce benim ne dediğimi anlaşılır kılayım izninizle.
Yazıda diyordu ya yazarı her büyümüş erkek bir kadını öldürmüştür diye.Buradan hareketle ben de büyüyenin kadın olduğunu savunuyorum.Bir kadını ağlatmak kolaydır amma öldürmek değil.Ve kadın ölüyorsa büyümüştür.Hanım tayfasından olmam ve ölen bir çok hanım tanıdığımdan biliyorum.

Sizin kasteylediğiniz manayı cümlede bulamadım küçülen neden küçülüyor mesela ?

bregmaOcak 16th, 2009 at 6:41 pm

Bu cümle her haliyle doğrudur.
Yani “Küçülmek bir anlamda büyümektir aslında.” da doğrudur.
Şöyle izah edeyim. İnsanlar olgunlaştıkça (büyüdükçe), ne kadar ham(küçük) olduklarını idrak ederler. Bu idrak ile tevazuyu çok güzel bir şekilde gösterebilirler.
Meşhur bir söz vardır kesin duymuşsunuzdur:
İnsanlar başaklar gibidir. İçleri doldukça boyunları eğilir.”
Bu gibi tecrübeler ne kadar acı olsa da her iki tarafı da öyle ya da böyle olgunlaştırır bence. Bu da bizi tinsel aşka götüren önemli bir süreçtir. Tabi ki bunlar benim düşüncelerim. Bu konuda daha ayrıntılı düşüncelerim için tinsel ve tensel aşk başlıklı yazımı okuyabilirsiniz.

aişeOcak 16th, 2009 at 7:32 pm

Bil mukabil hassasiyeti ben de paylaşıyorum.Dosdoğru bir tanım bu.Dediğiniz bu meşrebte elbette söz bırakmıyor.

bregmaOcak 17th, 2009 at 1:57 am

Aynı hassasiyette bulaşabildiğimize sevindim. (:
Ayrıca bu Mektup Penguen dergisi 2007/24 sayı ve 247 numaralı sayısında yayınlanmış. Ancak bakabildim. Kusuruma bakmayın.

aişeOcak 17th, 2009 at 3:27 pm

Sağolunuz sayın bregma.

Yorumunuzu bekliyorum

Yorumunuz